Röportajlar

06/04/2018

Gri Koç ile Röportajımız

Mardin Büyükşehir Belediyesi Gençlik Merkezi'mizi ziyaret eden Gökhan Müftüoğlu'yla keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

GRİ KOÇ KİMDİR?

1987’de doğmuş yıllarca sınav ile büyük sıkıntılar yaşamış sonrasında sınavla alakalı bu sıkıntıları ben yaşadıysam neden başkaları da bu kadar derin ve büyük sıkıntılar yaşasın diyerek onlara faydalı olmak adına yola çıkmış, griden beyaza yolculuk yapan bir koç. Özellikle lise grubu öğrencilerine fayda sağlamaya çalışan bir adam diyebiliriz.

NEDEN GRİ KOÇ İSMİNİ KULLANIYORSUNUZ? GRİ BİR RENGİ Mİ İFADE EDİYOR?

Ben Türkiye’de yüzde onluk kesimin siyah olduğunu düşünüyorum. Hem öğrenciler hem de büyükler için bu söylenebilir aslında. Yüzde onluk siyah bir kesim var, bunlar genel de gamsız hani hiçbir şey umurunda olmayan daha çok zarar odaklı, ders veya başarı ile alakalı pek dertleri olmayan kişilerdir. Yüzde onluk da beyaz bir grup var. Bunlar da hem dik durabilen hem de mücadele edebilen bir tayfa. Ben bunlara beyaz diyorum. Bir de yüzde seksenlik gri kısım da var. Bazen çok gaza gelen bazen de tamamen isyana giden, bir oraya bir buraya giden bir tayfa. İşte gri renk tam da bunu ifade ediyor. Bizim de zaten çıkış noktamız tamamen griden beyaza olduğu için biz de bu ismi kullandık. Arada bu kalmış öğrenci grubunu biraz daha beyaza taşımak için.

SOSYAL MEDYANIN GENÇLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİ NASIL YORUMLUYORSUNUZ?

Sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisi bence tamamen bulunduğu mecraya göre değişiyor. Mesela Twitter’da çok daha sert bir tayfa olduğunu düşünüyorum. Her şeye yorum yapabilecek, çok hızlı bir şekilde karar alabilecek, çok hızlı karar değiştiren her konuda bilgili olduğunu düşündüğüm bir tayfa var. İnstagram’da daha çok zaman kaybettiğine inandığım bir tayfa görüyorum. Yani çok fazla paylaşım yapıp çok fazla hikâye atan çok fazla takipçi… Öğrenci olmalarına rağmen aşırı derecede takip durumları görüyorum. Aslında Youtube biraz daha ortada, çok faydalı ve güzel ders videoları görüyoruz; ama bir o kadar da faydasız şeyler de var. Genel konuşmak gerekirse sosyal medyanın gerçekten bir nimet olduğunu düşünüyorum ama bunu siyahlar ya da grilerden dolayı çok olumsuz kullanabiliyoruz.

SİZCE MUTLULUĞUN FORMÜLÜ NEDİR?

Böyle bir formüle sahip değilim ama kendimde gördüğümü söyleyeyim, hâlâ kimin olduğunu bilmediğim çok hoşuma giden bir söz vardı “Elinizdeki çiçeklerden demet yapma sanatına mutluluk denir” diye, aklımda kaldı. Elimde kaç çiçek olduğunu bilmiyorum ama mesela az önce biri ile telefonlaşabildiysem bu mutluluktur. Birazdan çıkıp otelde odamda uyuyabileceksem bu da mutluluktur. Yani bir tanım yapamadığım için otomatik olarak gerçekleşen her şeye ben mutluluk diyebiliyorum. Onun peşinde falan da değilim; çünkü arayınca bulabileceğim bir şey olduğunu düşünmüyorum kişinin olanı kabullenip yaşaması halini ben mutluluğun formülü olarak söyleyebilirim.

BAŞARMAK İÇİN NE YAPMAK GEREKİR? ÖZELLİKLE ÖĞRENCİLER AÇISINDAN.

Bir, fedakârlık yapmak gerekir bunu çok önemsiyorum. İkinci olarak da ciddi şekilde azim gerekir, yani azim olmadan olur mu? Evet yine bir şeyler olabilir ama gerçek potansiyel ortaya çıkar mı, çıkmaz mı? Başarmak için ne olması gerekiyor diye sorsalar ben sanki fedakârlık ve azimden derim, bu ikisini çok önemsiyorum.

SINAV KAYGISI NASIL YENİLİR?

Bu çok geniş bir soru. Çünkü kaygı biliyorsunuz ki heyecanın, stresin somutlaşmış hali. Kaygıyı şöyle yorumlayabiliriz: Olayın en başına dönelim, ilkinde bir şeyleri kabullenen insan kaygılanmaz. Bu cümle kafa karıştırabilir ama şöyle söyleyebilirim ben bugün seminerde heyecanlanmadım, kaygılanmadım. şu an halaya bile durabilirim (yan taraftan oyun havası sesi geliyor). Çünkü olabilecek tüm olumsuz şartları kabullenerek çıktım. Bunu zihnim artık otomatik yapıyor.  Olumsuz şartları kabullenen bir insanın hayatta karşı kaygı yaşayabileceğini sanmıyorum. Mesela bu evin içinde de olabilir, yani aile ile tartışmaları kabullenen bir insan çok fazla bunun kaygısını yaşamaz, bu olabilirliğe kapı açmaktır. Mesela sınav ile alakalı iddia ediyorum, öğrenciler sınavın olmayacağını yani iyi sonuçlanmayacağını kabullenseler bu kaygıdan kurtulacaklardır.

-Yani Kendini Kötüye alıştırma gibi mi?-

Alıştırmak demeyelim de kabullenmek diyelim.

- Bu kabullenme hem iyi yönde de hem kötü yönde de öyle mi?-

Hayatta her şeyi biz belirleyemiyoruz. Bir yere kadar uğraşıyoruz ama sonrasında inanın buna gücümüz yetmiyor. Yani insan, bir tarafı çok aciz bir varlık, bir tarafı da mükemmellikler ile oluşan bir varlık ve biz bazen o aciz tarafla yüzleşmeyince zorumuza gidiyor mutsuzluk tam da burada devreye giriyor. Ya ben bunu yapamazsam? Mesela sınava bir hafta kala hastalandığımızı hayal edelim, en büyük kaygımız ne olur? Bu hastalığın geçip geçmeyeceği olur. Peki soru bu kaygı mı bizi kurtaracak? Hayır.  O hastalık ile yaşamayı kabullenmemiz lazım. Örneğin benim seminerden önce sesim kısılabilir miydi? Evet sadece çıkıp özür dilerdim bu kadar ama kaygılanmazdım bunun için.

BU MESLEĞİ YAPMANIZDA ÇOÇUKLUĞUNUZUN BİR ETKİSİ VAR MIDIR? YAŞAM KOÇU OLMAYA NASIL KARAR VERDİNİZ?

Çocukluğum aslında güzeldi. Fakat liseden sonra işler karıştı yani ben liseden sonra ne olduğunu anlamadım. Çocukluğumu keyif alarak yaşadım ama liseden sonra durum biraz ciddileşti, aslında olay insanların bakış açısı. Ama şunu çok net söyleyebilirim ki çocukluğumun bu mesleğe etkisi ailemdir, itiraf ediyorum. Beni pek dinlemiyorlardı. Ben aslında onlara anlatamadığım birçok şeyi başkasına anlatmışım onu fark ediyorum.  Onlara bunun için de teşekkür ediyorum iyi ki dinlememişler.  Gerçi hala dinlemedikleri oluyor bazen. Bir konu üzerinden ben onlara hiç derdimi anlatamadım, yani oturursalar anlatacak çok şeyim vardı ama anlatamamışım. Anlatmaya anlatmaya şimdi patlama evresine geçtim yıllardır da Youtube’da patlıyorum.  Bu aslında kötü bir şey değil, peki ne diyebiliriz buna?  Bu da grilik. Orda birikmiş bir grilik var, sonra beyaza dönüyor. Ama şunu söyleyeyim ben eskiden böyle bir adam değildim çok sinirli, çok agresif bir adamdım, yani çevremdeki insanların kalbini çok kırabilen maalesef ağzımdan birilerine karşı hiç olmadık şeyler çıkabilen hayatta o da neymiş diyen ve bazen de olumsuz düşünen biriydim.  Bir kırılma noktası oldu o da sınav yılında oldu işte

-peki o kırılma noktası neydi?-

Şöyle söyleyeyim   aslında -bugün seminerde anlattığım birçok hikaye de vesile oldu- üniversiteye gittiğimde Gökhan adında biri benim hayatımı çok etkilemiştir. 8-10 saat bir tartının başında bekleyip günlük en fazla 10 lira bile kazanan bir adam değildi. Ben o yaşıma kadar bir işe girip çalışmış değildim, o çocuğu görünce utandım. O çocuk beni çok etkilemişti. Onun gibi çok insan var hayatıma giren birçok insanla diyalog kurmaya başladım. Üniversitenin bir dönemi anlamsız bir şekilde insanları dinlediğim bir dönem oldu. Herhalde yine dinlenememenin acısı olarak bende başkalarını dinleyerek rahatladım. Evde halini anlatamama var bu acı sonradan başkalarını dinlemeye dönüşmüş. Dinlediğimden ne kaptıysam şimdi onları anlatıyorum özetle bu.

MESLEĞİNİZE RAĞMEN DEPRESİF RUH HALİNE BÜRÜNDÜĞÜNÜZ OLUYOR MU HİÇ?

Ben buna depresiflik demiyorum, çok bunaldığım zamanlar oluyor ama bu öğrencilerle alakalı değil benim iç dünyam ile alakalı bir şey.  Arka planda aslında çok fazla acı var şimdi bu acılar ailevi olabilir, hayata bakış anlamında olabilir, daha çok başarmak istediğimizi yapamama anlamında olabilir. O yüzden ben buna depresif demiyorum aslında beni harekete geçiren kamçı olarak düşünüyorum, ciddi bir kampçı bunlar. Acı beni çok ciddi bir şekilde motive ediyor.  Mesela ben odama çıkıp ağlayabilirim bundan kimsenin haberi olmaz. Gündüz çok güzeldir ama akşam yalnız kaldığımda özellikle biraz daha inzivaya çekildiğimde bu ağlayışlar çıkar ortaya ama oradaki acının ben depresif olduğunu düşünmüyorum. Depresyonu, maalesef ama maalesef biraz daha modern çağın bir yaması olduğunu düşünüyorum. Çünkü her şeye bunu yamadılar. Bilmiyorum sanki çok abartıyoruz gibime geliyor. Benim hayattaki en büyük motive kaynağım maneviyat başka hiçbir şey değil, manevi tarafı olmazsa ben insanın çökeceğini düşünüyorum.

SİZİ EN İYİ ANLATAN 3 KELİME?

1.Kendime fedai diyebilirim, ben birçok konuda kendimi feda etmeyi göze aldım kendi çapımda da başarabiliyorum.

2. Çalışkan diyebilirim, tabi çalışkanlık artabilen bir şey ama çalışkan diyebilirim.

3. Yolcu diyebilirim, griden beyaza yolculuk.

MARDİN’İ VE GENÇLİK MERKEZİMİZİ NASIL BULDUNUZ?

Birçok yere seminere gittim böyle bir yer görmedim

-Mardin’e ilk defa mı geldiniz?-

Mardin’ e ilk defa geldim. Mardin’in televizyonda anlatıldığı hali bu değil hepimizde önyargı oldu ama buraya geldiğimde şehre hayran kaldım. Mesela manastrı ziyaret ettik burada kardeşliği görebiliyorsunuz.

Gençlik merkezi muazzam, burada her şey var hele ki kütüphane, orada ben saatlerce oturabilirim.  İçimde bir ukde ile dönüyorum diyebilirim.   Benim de hayalim böyle bir yer yapmaktı. Buraya gelince hayallerim canlandı gözümde. Paralı bir yer olmayışı beni ekstra olarak motive etti, herkese açık bir yer ve herkesin bu kadar istekli olması çok hoş. Özgürlük noktasında merkez çok iyi. Yan tarafta ders çalışırken çıkıp dolaşabiliyorsunuz, seminere katılabiliyorsunuz hele ki Vali Bey ile oturmalar.  Biz hiçbirini yapamadık. Muazzam şeyler bunlar. Merkezde rol modeller sevdiriliyor. Tek kelime ile hayran kaldım bugüne kadar seminer vermek için gittiğim en iyi yer diyebilirim, bu konu da çok samimiyim.

BAŞARI VE HAYATINI YÖNLENDİRMEK ADINA GENÇLERE ÖNERECEĞİNİZ KİTAP VAR MI?

Eskiden kitap önerisi yapıyordum ama artık önermeme kararı aldım çünkü okuduğum tüm kitapların o güne seslendiğini anladım, bir yıl sonra o kitap sana çok komik gelebilir. Yani gün geldi ben bu kitaptan niye bu kadar etkilenmişim dediğim oldu. İnanın geçmişte çok fazla kitap okudum, aaa buna da para vereyim bunu da alayım bu kitap başımın tacı… Ama sonra bir baktım ki değişmişim. Yani ben değiştikçe o kitaplar biraz geride kalıyor ya da o kitapların beni aşıp gittiklerini ben anlamıyorum, o yüzden öneriden biraz uzak durmaktan yanayım. Çünkü benim için çok güzel olan bir kitap bir başkasına farklı gelebilir. Sadece şunu söyleyebilirim son iki yıldır beni çok etkilediği için manevi rahatlama adına bence ana referansı günde iki sayfa da olsa okumaları gerektiğini düşünüyorum. Yani Kur’an. Meal ya da tefsiri. Herkesin seçimi farklıdır ama manevi anlamda günlük birkaç sayfa okunmasından yanayım çünkü orda bir tereddüt yok, her şey çok net.

GENÇLERE NE SÖYLEMEK İSTERSİNİZ

Ben gençlere herhalde Mimar Sinan’ ın örneğini vermekten hiç sıkılmayacağım. Eğer biz bu gençlere seslenebiliyorsak gençlerin ben Sinan gibi olmalarını istiyorum. Aslında işinin ehli insanlar olmalarını istiyorum. Sinan’ın 50 yıl süren bir marangozluk durumu var, neredeyse 50 yıl sabırlı bir şekilde. Sonra bir mimarlık hayatı başlıyor ve 98’ e kadar mimar bu adam. Resmen hayatını ikiye ayırabilirsiniz. Sinan’ ın en sevdiğim tarafı ehil olmak için çok sabırlı oluşudur, belki kendime de o yüzden model alıyorumdur. Ben 30 yaşındayım daha genç olduğumu düşünüyorum. Düşünüyorum o adam aslında tahtaları değil kendini yontmuş Bugün gençlerimiz bana biraz sabırsız gibi geliyor, sizler de gençsiniz katılır mısınız bilmiyorum. Daha aceleciyiz. Wifi’miz 5 dakika kapalı kalsa çok sinirlenebiliyoruz, İnstagram’a 3 saniye fotoğraf geç düşse, anında hikaye atamasak gerilebiliyoruz. Videolar donduğu zaman telefonu sinirle kapatabiliyoruz. Çok hızlandık ama bu hızın iyi olduğunu düşünmüyorum. Gençlerin çok daha sabırlı olmalarını tavsiye ediyorum, ben azmin yanında sabrı koyup ne yaparlarsa -yani ister mobilyacı olsun, ister mimar olsun, ister doktor, ister öğretmen fark etmez-  Sinan kadar kaliteli yapmalarını söylüyorum.

MİMAR SİNAN’DAN KONU AÇILMIŞKEN TÜRKİYE’DE MİMAR DENİNCE GENÇLERİN AKLINA KAÇ KİŞİ GELİR?

Mimar deyince beş tane isim yazabiliyorlar mı? Bence bir düşünsünler bunu. Ben yazamıyorum, Sinan’ın dışında mimar sayamıyoruz ama yüzyıllardır mimarlar var. Pek niye sayamıyoruz? Kocaman bir soru işareti! Demek ki işin ehli olmak bu kadar önemli ve kıymetli. O yüzden günün birinde koç denilince akla ben geleceksem bence bu işi yapmalıyım ama gelmeyeceksem ben bırakmalıyım.